MUCİZELEŞTİRMELER 1

5/11/2009 • Kategori: Ahmet Baydar Yazıları

Hurafe, İstidrac, Keramet ve Mucize (Mucizeleştirmeler I)


Hurafeler, gerçek olmadığı bilindiği hâlde, harikuladelik üzerine oturtularak dinileştirilen, bazen de dinin yerine ikame edilen aşırı inanç ve anlatımlardır.
 
Çoğu zaman çağdaşlıkla hurafenin bir arada barınamayacağı zannedilir. Oysa çağdaşlık hurafeyle doğru orantılıdır. İlkinin gelişme zamanı olan iletişim, ikincisinin çoğalma mevsimidir. Çünkü hurafeler, ancak "reklam"la büyütülebilecek yakıştırmalardır.
 
Toplumların hurafe menfezlerinden birisi cehalet ise de kuşkusuz bundan daha önemlisi, insanın sevmediğini inkâr etme, sevdiğini ise mucizeleştirme tabiatıdır.
 
Kur’ân-ı Kerîm, her türlü inanç ve eylemin “ayet” ve “beyyine” üzerine oturmasını ister ve bu nedenle hakla bağını koparan her türlü hurafeye savaş ilan eder.
 
Peki, o hâlde; peygamberliğin ispatı için “mucize” yi şart koşup da, ardından, mahiyet olarak ondan hiç de farkı bulunmayan “keramet” ve “istidrac”ın hak olduğunu kabul etmek, Kur’ânî çizginin neresinde kalır? Bir yandan enbiyanın diğerlerinden farkı ispat etmeye çalışılırken, öte yandan enbiya evliyayla, evliya da eşkıya ile eşitlenmiş olmaz mı?
 
Bugün pek yaygın olan istidrac ve keramet kabulü yanında, Hz. Peygamberin yüzlerce mucize göstermiş olduğunu anlatan dini eserler vardır. Ancak, meseleye kronolojik olarak bakıldığında, bu hususta izahı zor bir husus açığa çıkar.
 
Çünkü geriye doğru inildikçe mucize sayılan olayların sayısı ciddi ölçüde azalmaktadır. Bundan daha düşündürücü olanı ise, “mucize” kavramının Hicrî IV. asırda “ayet” kelimesiyle değişmesidir.
 
Çünkü harikulade olay anlamındaki mucize kelimesinin İslamî edebiyatta ilk kullanılışı bu tarihlerde başlamıştır. Mucize sözcüğünü ilk kullananlardan birisi, harikuladeyi, peygamberlerin doğruluğunu bilmenin ilk şartı gören Ebu’l-Hasen el-Eşarî’dir.
 
Dolayısıyla Hz. Peygambere ve hatta sahabeye isnat edilen hadislerde “mucize” aramak boş bir çaba olacaktır. Harikuladelik bildiren haberler ise, erken dönemde derlenen hadislerde sadece birkaç tanedir. Siyer arka planına inilince bunların da harikuladelik içeriği dağılmaktadır.
 
Kur`ân-ı Kerim’in ise, “mucize” sözcüğünü hiç kullanmaması yanında, inkârcıların harikuladelik içeren talepleri karşısında olumsuz tavır aldığı, hatta bu istenen şeylere bile “ayet” tabir ettiği bilinmektedir.
 
Yani bu yüce kitap, ilahi yaratış ile ilahi kelamı birbirinden ayırmamıştır.  Eşyaya da, onun işleyişine de, eşyayı ve olayları yönlendiren vahye de aynı adı vermiştir. Bütün bunları, kulları Allah’a kılavuzlaması yönüyle; “âyet”, “beyyine”, “burhân”, “sultân”, “furkân” ve “hakk” sözcükleriyle nitelemiştir.
 
Bu sözcüklerin hiç birisinin, sebeplere dayanmadan meydana gelmiş bir olayı nitelediğine dair bir delil de mevcut değildir. Hâl böyle iken Arapça olan bu altı kelimenin, yine Arapça olan “mucize” kelimesiyle eş anlamlı sayılması, isabetli bir tercüme değildir. Ayrıca altı ayrı anlamı bir sözcükte eşitlemenin, müthiş bir algı daralmasına sebep olacağı da açıktır.
 
Ahmet BAYDAR
abaydars@hotmail.com

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

ANNE BABA BİZ SUÇLUYUZ!

5/11/2009 • Kategori: Kuran

Anne Baba Biz Suçluyuz!

“Hayir!”li “Yasak!”li Din

Sen bana “hayir” demenin dinini vermissin ey anam babam! Ben senin kizinim. Bana gösterdigin yol, önerdiklerin, beni onlarla donattigin deger, ahlak ve yasam biçimi sudur: Gitme, yapma, görme, söyleme, kavrama, hissetme, yazma, okuma!.. Hayir hayir, hayir!.. Böylece senin tüm söylediklerin “Hayir”dan ibaret! Ben “Evet” dininin izindeyim ki, bana ne yapmam, ne okumam ve ne kavramam gerektigini gösterip ögretsin.

Bir yazarin deyimiyle; “Hayir’i, evetinden fazla olan dine yaziklar olsun!” Ve ben senden bir tek “Evet” isitmemisim!

“Okumak” için Olan Bir Kitap!

Anam Babam, büyügüm!..

Senin inandigin Kur’an ne için geldi? Ben hem Kur’an’da ne oldugunu bilmiyor, hem de içeriginden habersizim. Hem sen de habersizsin. Iste bu nedenle kafir ile ben ve sen ders arkadasiyiz! Sonuçta benim onunla bir isim yok! Çünkü, okunmak için gelmeyen bir kitap neye yarayacak? Oysa sen Kur’an’i; gözüne sinene sürüyor, çocugunun kundagina, onun bunun koluna ilistiriyor, hastanin yastiginin ucuna koyuyorsun.

Gördügüm kadariyla sen bu kitabi söyle kulaniyorsun: Evinden çiktiginda ondan birkaç ayet okuyor ve kilidine üflüyorsun! Ben güçlü ve ileri teknigin ürünü bir kilidi alir, kapima takarak kapimi kapatarim ve üfürüge ihtiyaç duymam! Sen korunman ve selametin için ondan bir nüshayi ceketinin astarina diktiriyorsun. Veya kendi boynuna asiyorsun. Ben gider parami bastirir uzman bir doktora muayene olur, ilacimi alirim. Bu nedenle “senin” Kur’an’ina ihtiyacim yok!

Sen “seçme” “kararlilik” “amel” “yargi” “kavrama” ve “düsünme” yerine Kur’an’dan bunlari edinme yerine onunla “istihare” ediyorsun! Oysa bu saydiklarim insanin isi, insanin deger ve ayricaligidir. Oysa sen Kitaba; bir kelime oyunbazligi, bir çikar araci, bir piyango kitabi türünden bakiyorsun!

Ben, zihinsel egitim, bilgi ve arastirmayla uzmanlara dahilere ilim adamlarina danismayla aklimi kullaniyorum. Mantigimla düsünüyorum. Ben Kur’an’i hidayet ve yol gösterici olarakonda yazilanlari düsünüp algilamak için, hayattaki iyiyi kötüyü ve düzgün yolu ayirdetmek için okurum.

Bunu istihareyle yapmam! Gözlerimi açar, metnine bakar ve konuyu arastiririm. (s.33-34)
----------

Kur’an Okunan Kitaptir

Demek istiyorum ki:

Evet, Sen Kur’an diyorsun, ama hangi Kur’an? Cehaletin elinde teberrük edilip kutsanan bir nesne olan Kur’an mi?

Cinayetin mizraklarinin ucundaki Kur’an mi?

Yoksa çeyrek yüzyildan daha az bir sürede çölün daginik ve düsman kabilelerini birlestirerek dünyanin egemen güçlerini -Bizans,Pers- çökerten, insanligin kaderini ele geçire, devrimci yapisiyla insanlik tarihinde yepyeni bir medeniyet ve kültür meydana getiren bir kitap olarak Kur’an mi?

Kur’an, Allah’in adiyla baslayip “nas” (halk)’in adiyla sona eren bir Kitap!

Asumani bir kitaptir ama, bugünkü bir çok müminin inandiginin, imansizlarin kiyas edisinin aksine daha çok dogaya-yere- yönelik bir kitaptir. Daha çok hayata, bilgiye, izzet, güç, ilerleme, kemal ve cihad’a yönelik! Yaklasik yetmis suresinin adinin insani ilgilendiren konulardan alan bir kitap! Yaklasik otuz suresinin adini maddi fenomenlerden alirken yalnizca iki suresinin adini ibadetlerden alan bir kitap!

Tebligcisi ümmi olan bir kitap! Bizzat Kur’an’in kendi deyimiyle ne kitabi ne de din imani bilmeyen bir peygamber; mürekkebe; kalem ve yazdiklarina and içti. Cihad ayetleri ibadet ayetlerinden fazla olan bir kitap! Ilk mesaji okumak olan ve Allah’in ögretmekle iftihar ettigi bir kitap! Insan’a kalemle ögretilmistir! Okuma ve yazmanin yaygin olmadigi bedevi bir toplumda kalem okuma ve yazma...

Bu kitap “dostunun cehaleti” ve “düsmanin hilesiyle” yapraklari açildigi günden beri, yapraklari masrafli olmayta basladi. “Metni” terkedilip “cildi” revaç buldugundan beri adi “okumak” anlamina gelen bu kitap “okunmaz” oldu. Kutsama, teberrük ve mal kazanma isleri gördü. Toplumsal, ruhsal ve düsünsel konu ve dertlerin cevabi bu kitapta aranmadigindan beri; onda soguk alginligi, romatizma türünden bedensel hastaliklarin sifasi aranir oldu. Uyanikken terkedip, yatarken baslarinin üzerine asarak uyuduklarindan beri görüyorsun ki ölülerin hizmetine sunulmakta, ölüp gitmislerin ruhlarina ithaf edilmekte ve sesi yalnizca mezarliklarda duyulmaktadir.

Aydin baci ve kardesim! Onu hayattan uzaklastirmak; etkisini toplumdan silmek, sedasini “cihad” sahnesinden ve “içtihad” çevresinden unutturmak için ne kadar çaba harcadiklarini bilemezsin!

Derler ki; Bismillah’in “be” harfine gizli olan hikmetleri tefsir etmeye ömür yetmez. Derler ki; Kur’an’in yetmis “özü” vardir. Her “özün” yetmis “ö”zü” vardir. Bu böyle sürer gider! “Kur’an’a yaklasimaz!” “Kur’an Anlasilmaz!” anlamini yüklemislerdir. Yani Kur’an’i açip, okuyup düsünerek ondan bir seyler kavrayan mahkumdur. Kur’an’dan kavradiklarini açiklayan kimseler kuskuyla karsilanir. Onlarin söyledikleri hemen rededilir.

Derler ki; “Kur’an’in gerçek ve nesnel anlami imamlarin (ve evliyalarin) nezdindindedir. Bu da özel ve gizli kitaplarda oldugundan kimse ondan haberdar degildir. Bu sir Peygamber (s) ailesindeydi. Sonra elden ele geçti ve en son seyyidlere geçti. Bundan hareketle Kur’an bir muamma ve gizem kitabi oldugu, beserin onu kavramasinin mümkün olmadigi kanisina varilmis!

...

Benim aydin dostum! Bütün bunlar su anlama geliyor: “Düsman, Kur’an’dan korkuyor.” Ama nasil? Düsmanin bu korkusu; senin hayat, kurtulus, uyaniklik, bilinç ve yaraticilik konusunda bu kitaptan mutmain olmandan ve onu kavramandandir!

Aydin Dostum bu kitap; Okumanin, Düsünmenin, aydinlanmanin, kavramanin, bilnçlenmenin, yol bulmanin (hidayet),ayaga kalkmanin (kiyam), amel etmenin kitabi olan Kur’an’dir!

Kur’an izleyicilerine insani sorumlulugu adina önerdigi yükümlülügü ve seçebilirliligi Furkan’i verir.

---

Kur’an kutsal rafindan egitim, ögretim ve düsünme saikiyle inince, onlara; Ahiret’teki kurtulusun bu dünyadaki kurtulusa bagli oldugunu, cennet yolunun, özgürlük, izzet, uyaniklik, bilgi ve bilinçten geçtigini, bu dünyada zillet üzre ölenin orada zillet üzere kalkacagini, burda akli kör olanin orada kör kalkacagini ögretti. Ve Islam’da Allah’a yaklasmanin yolu “Akletmekten” geçer. (sf.87)

Ali Şeriati

Anne Baba Biz Suçluyuz adı ile türkçeye çevrilen kitaptan alıntıdır
.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

BAĞIŞLA VE UNUT BENİ

4/11/2009 • Kategori: Siir

Bağışla ve Unut Beni

Kaldırdım gözlerimi
Sarı ışıklardan…
Sen de kaldır..

Bağışla ve unut beni
Bağışla
Ve
Unut
Ben öyle yaptım çünkü
Unuttum hepimizi

Saçlarımı sildiğim bir gar kenarı
Nereye gidiyor olabilirimki?

Elleri cebinde bir ağıt
Dudak kenarlarına asılmış bir hüzün

Biliyorum nerden çıktı diyeceksin
Ama ne olur bir şey söyle bana
Kalbimize(Kudûs) ne oldu?

Bana git dediğinde ayaklarımı kesip vermiştim sana
Bunu da yaz bir köşeye
Bana uzun mektuplar yaz demiştin
Parmaklarımı yollamıştım sana bir zarfın içinde

Nasılsın? demek ha?
Eserini görmüyor musun?
Şükür ki yaşıyorum öyle mi?
Sen buna yaşamak mı diyorsun?

bir leyleğin kanatlarını örüyorum gözbebeklerimden
bir karıncanın ayaklarını diledim
elemime üşüştü melekler
kaldıramadım yaşadıklarımı
bağışla ve unut beni
bağışla
ve unut
ben öyle yaptım çünkü
unuttum hepimizi..


kalbimde bir adam/kadın var dedim sana
yedi tane kapı kapattı üzerine kalbimden yedi kere
yüzümdeki ölüleri topladım bıraktım kapısına
biliyordu parmaksız olduğumu ve ayaksız olduğumu
her şeyimin sende kaldığını
benimde sensiz olduğumu biliyordu
dur demedi
unut demedi
gel demedi
çökdizimin dibine demedi

bağışladım onu seni beni diğerlerini
sonra da unuttum hepimizi
sen de unut
yaşarken ölmek istemiyorsan unut beni

ben yaşarken öldüm hep hatırlamaktan seni
unut beni…

ben öyle yaptım çünkü
unuttum hepimizi...
 
KAYIPKENTLİ

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

ESADLAR DİVANINA GİRİŞ

4/11/2009 • Kategori: Siir

Esadlar Divanına Giriş (Esad Bizi Kandırmışlar)

esad...
esad bizi kandırmışlar haberin olsun!!!

artık kuşları görmek istemiyorum esad
onlar uçarken yere düşmezken
insan ayakları yerde doğrulamıyor, biliyorsun

esad..yaşadığımız şehir gürültüyle saçlarını uzatıyor içime
annem evin en uzak odasını bana verdi
geceleri üç yerimden karanlıklarla gözlerimi aralıyorum
uyandığımda yere çakılıyorum...

duvarlar çok ince!
yan dairenin çocuğu geç saatlere kadar ağlıyor
kadın çocuktan çok sonraları uyuyor
ben o saatlerde sevdiklerime ağlıyorum esad
kimse bilmiyor
herkes geceleri bir sevdiğine ağlıyor
Apartmanımızın site yönetimi toplantısında odaları birleştirelim desem
evet odaları birleştirelim ve sevdiklerimize beraber ağlayalım desem
annem dahil kimse kabul etmeyecek

esad
bizim okuduğumuz şairleri kim anlayabilir bizim kadar
müslüm yücel ve ibrahim halil
hani senin abin şiir müsveddelerini
tandır alevine atmıştı
yüzünün yarısında bu yüzden mi yaktın dünyanın yarısını esad?

esad gitmem lazım
çok uzaklara
çok uzaklara esad...
çok uzaklara hangi terminalden kalkar otobüsler?
insanın içi mi uzak?dünyanın diğer ucu mu?
dünyanın bir ucuna gidiveren insanlar
yanlarındaki insanın içine neden bir türlü gidemez?

Esad sakın
insanların anlayacağı şiirler yazma
unutma! anlamak gizli kefendir kin divanında

seni anlıyorum demek seni biraz daha kullanabilir miyim
demektir
yaşadığımız şehirlerde

kabir azabı falan yok seni kandırmasınlar esad
hepimiz kabirlere azab veriyoruz aslında


esad
bitmiyor hiçbirşey..
müslüm de yorumlayamıyor kuyuyu...
her sevdiğim gözlerime bir kuyu bıraktı
hayır esad
ben şiir yazmıyorum
ben dünyayı bir kenara itiyorum
....
esad
beni bırak
ma!
....YAŞASIIIIIIN:
YAŞASINYAŞASINYAŞASINYAŞASIN!

yaş
asın
beni esad... 

K.Kentli...Mersin...uzun zaman önce..ilk çırpınışlar

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

BENİ UNUTUN...

4/11/2009 • Kategori: Siir

Beni Unutun...

çığlıklarımdan aşağı düşersem belki bulurum seni ıslandığım yangınlarda
kayboldum yaşadığım şehirlerde..

kendimi her bulduğumda bir başkasıyla karşılaştım..
kendimi her kaybettiğimde bir daha bulamadım..

sorma: böyle bize neler oldu!
şimdi ellerimde avaz avaz bir yetim..
ellerim dökülüyor saçlarımdan..

bütün nehirler bana akmak zorunda mı?...
daha nereye kadar s/aklayacağım?
daha nereye kadar taşıyacağım?
daha ne kadar kaçıracağım göğüslerimi emzirdiğim  bu çölü?

bu kaçıncı dönüşüm terkettiğin halka?
herkes sana benzemek zorunda mı?...
herkes mi ihanet eder senin gibi?
herkes mi düşer dizlerinin üzerine bin pişman?...

tırnaklarımı yırtıp astığım gecelerde
duvarlara çakılıp kaldığım gecelerde
sesimi tutuşturup boğulduğum gecelerde
bu yürek en çok seni ağladı
en çok seni sildi ellerine
en çok seni unuttu
en çok sana küstü
en çok seni bağışladı



          böyle mi olacaktı(k)?
      kırık...
             dökük...

    bütün hüzünleri bana bırakıp ...

                                 hoşçakalamam ki? artık!!

          bütün sevinçler senin olsun...

                          bu dağlar çürür artık...baharlar gelse nolur..gelmese ne olur?

    diktiğim iğneler...ektiğim topraklar..okşadığım çiçekler artık meyve verir mi sanıyorsun?

       ...

               bekleme anne
     akşamları evine dönen oğlun değilim ben...
beni otur yeniden doğur sen....

    bekleme anne
  sabahları camdan bakan kızın değilim ben..
beni otur yeniden büyüt sen....

            ............

                               dilimde zehirden bir şarkı...
                       kaç yüzyıldır kendimi kapattığım odamda...
                  bütün komşulara yüzümü dağıttım...
                          tanımıyorum artık kimseyi...
                     beni unutun...
             ...........

 bir kaç yüzyıl daha ağlasam
 belki dirilir ben de belki tek bir
...bir tek çiçek!! 

Kayıpkentli..11.07.2006...00:00   güneylent/mersin

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

KAHR

4/11/2009 • Kategori: Siir

Kahr

Kapatmışım yüzümü üç okyanusla
Yırtılmış bir ömürle eylül'ü bekliyormuşum...
Yüzümden kum almış yağmurlar
Çamur yağmış hep gözlerime...

Bütün denizler yüzüme çıkmış
Sulara yanlış adresler verip
Evime dönüyormuşum
İçeride yokmuşum
Hiç açmamışım kendime kapımı
Ne zaman döneceğimi bilmediğimi söylemişim
Kapıda ağlamış ağlamış gitmişim

Bütün komşular beni anlatıyor bana
Ellerim kanıyormuş..
Avuçlarımı saklıyormuşum yüzümle
Kurumuş bir ağacın annem olduğunu söylüyormuşum
Saçlarımı ve parmaklarımı tutuşturmaya çalışmışım
Kül kusmuşum tüm kapı önlerine..


Bütün evlerde seni aramışım
Ayakkabımın tekini asmışım pencereme
Ses tellerimi yırtıp başımı bağlamışım
Üç gün tutmuş başım

Su vermişler ; suları okumuşum..
Baktığım bütün sularda tufanlar gördüğümü söylüyormuşum
İnsanların tek tek avuçlarına bakıp bakıp susmuşum
Komşu kadınlardan eski etekler istemişim ağlayarak

Halime acımış kadınlar
Günlerce kazan kaynatmışlar
Helva dağıtmışlar
Bir kız doğmuş mahallede
Adını bağırmışım yedi defa annesine
Gözleri düşmüş kadının
Bütün elbiselerimi ters giymişim
Ha bire taş veriyormuşum kadınlara
"taş atın bana...taş atın bana"...diye yalvarıyormuşum
bana böyle ne olduğunu soruyormuş kadınlar

bir adam tutmuş ellerimden
"hadi gidelim" demiş
"bırak beni" demişim,tekmelemişim adamı
ellerimi koymuşum yere
günlerce yeri dinlemişim

"kuzeye bakın" diyormuşum insanlara
bir gök taşından bahsediyormuşum
yüzümün eridiğini söylüyormuş kadınlar
ben saç tellerimi biriktiriyormuşum gömlek ceplerimde

acayip bir dil konuşmaya başlamışım
göz yuvalarımı oymaya çalışmışım; tutmuşlar beni zorla
gözlerimi vermeye kalkmışım dilencilere
seni göremediğim bu gözlerim batıyormuş bana

yaşlı bir adam
"kahrolmuş bu" demiş çevresindekilere
"kahrolmuş bu"
kahrolmuşum...

"gitmem lazım" diyormuşum
bütün evlerden sofralarını istemişim
kaç sabah telaşla yerlere dökülen yaprakları toplamışım
bir sabah erkenden
bütün komşuların kapılarını kırarcasına çalmışım
"bana beddua edin,bana beddua edin,bana beddua edin" demişim
sokakta küçük bir çocuğun başını okşamışım son kez
eylül gelmiş şehre
o kadar da kalmam için yalvarmışlar hâlbukî
kararmış yüzümle 
...çekip gitmişim 

KAYIPKENTLİ   21.08.2006   03:30

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

İSTANBUL'UN KALBİNE DÖN

3/11/2009 • Kategori: Siir

İSTANBULUN KALBİNE DÖN
(Tüm İstanbulda Yaşadığını Sananlara)

Bir insan olsun ellerinde
Herşeyiyle senden ...

Bağışlanmamış olsun
Yenilmiş olsun
Kırılmış olsun

Ona nerden başlayacağını öğret hayata ilk, sen
gururu mu kırık...gurur ol ona

sesi mi kısık... çığlık ol ona
dön İstanbul'un kalbine dön
kaldırımları kalabalık akşamlarda
yerde çırpınan saralı bir dilenci olabilir
uzattığın ellerinden sana açılan insan....

bir insan olsun ellerinde...
gençliğinden aceleciliğinden ve hatalarından
kaybetmiş olsun
kaybolmuş olsun,

Ona nerde ağlayacağını öğret ilk, sen
yüzü mü yok...yüz ol ona...

elleri mi titriyor önüne uzatılmış bir seccade ol
dön İstanbul'un kalbine dön
sabahları telaşlı duraklarda
gözlerini önüne düşürdüğün bir delikanlı dalgınlığı olsun tefekkürün

bir insan olsun ellerinde
tüm kalbiyle senden
kendisinden utanmadığın
cahillikleri olsun, çiğlikleri ve keskinliği...

Ona nerden bakması gerektiğini öğret
derinliği mi yok...kuyu ol ona
dön İstanbul'un kalbine dön
yorgun argın akşamların bekar odalarında
saç tellerini düşürdüğü mektupları olsun yollamadığı...

kaybettik...belki de kazandık
siyah bir yorgunluk ellerimizdeki
ama herkes utanıyor kendisinden
herkes bir başkasında,
görmüyor musun?

biz öyle bir tarihin çocuğuyuz ki
al insanını...
al kalbini ve dualarını
muharref tarihinin müceddit dostlarına dön..

beyan'ın adımlarıyla in köklerine
irfanın elleriyle onar anlamını
parçalamadan dağıtmadan kapıştırmadan tarihi
al hikmeti al edebi

Dön İstanbul'un kalbine dön

dağılmış ailelere dön
affedememiş eşlere dön
kaybetmiş dostlara dön
ayrılmış sevgililere dön
ardından uzun uzun ağlanmış aşklara dön
sofraya oturmamış huzura dön
serçelerden habersiz kentin insanına dön

Allah için dön...
vicdanına kürtaj yapmış şu İstanbul'a...

 
Kayıpkentli

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

SENDE KALSIN... SEN YAŞA...

3/11/2009 • Kategori: Siir

Sende Kalsın... Sen Yaşa...

Ellerimi sana bırakıyorum
Savaş var ellerimde

Sen durdur

Gözlerimi sana bırakıyorum
İstasyonlar boşalıyor bakışlarıma
Gördüklerim kirli ve bulanık
kalbinin hicabında yırtık dünyamı

sen ört…

yüreğimi sana bırakıyorum
saçlarımı sana bırakıyorum
yılları sana bırakıyorum
cenazeler çağının bu yaşam telaşında
tüm mavilerimin alnından

sen öp…

kavgamı sana bırakıyorum
en çok da sana
sana beni bırakıyorum
dünyanın en ağır ayrılığı İnananların ki
yine de bağlandım sana bin dört yüz yılın her mevsimi
içim Filistin
bakışlarım KAFKASYA
ruhumdaki tüm eziyetleri al da
yetim bulup büyüttüğüm bu çocuk kalbim
sende kalsın

sen yaşa…


29 TEMMUZ 2007 Güney....17:12 Kayıpkentli

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

BEN SOKAK ÇOCUĞUYUM

31/10/2009 • Kategori: Siir

Ben Sokak Çocuğuyum

şu dört direkli köprünün altında
açmışım gözlerimi
sahipsiz
rüzgar sarmış kundağımı
yağmurla beslenmişim

adımı insanlar koymuş
benden habersiz
benimsemişim
serseri derler, hırsız derler
.... derler, anlamam da
alınmam da

hiç fiyakalı dolaşmadım sokaklarda
marka satmadım
gökyüzü yorganım oldu hep
dirseğim yastık
alışkınım; kara, yağmura, soğuğa
üşümem
sıcak dokunur bana

özlemem, hiç tanımadığım hisleri
istemem varlığını bilmediğim şeyleri
kıskanmam hiç kimseyi
özenmem

halbuki bilmez kimse
kendilerinden şanslı olduğumu
daha özgür
ve daha zengin

şu deniz herkesten çok benimdir
arkasındaki orman da
bütün sokaklar benimdir herkesten çok
her simitçi biraz bana çalışır

aslında her çocuktan daha çocuğum
canım hiç sıkılmaz buralarda
en sevdiğim oyundur
köşe kapmaca

yalnız da değilimdir
yüzlerce kardeşim var
benim gibi, bana benzer
kimse ayırt edemez bizi
birbirimizden

geceleri toplanmaya başlarız
el ayak çekildikten sonra
konuşuruz, güleriz, dertleşiriz
biraz farklı olsa da
herkes kadar biz de umut besleriz
hayallerimiz de vardır
ayın dolaştığı yerlerde

herkes kadar okumuşluğum da vardır
her tip insandan bir harf öğrendim
insanları en iyi ben tanırım
okuldan, öğretmenden anlamam ama
bu sokakların mektebini bitirdim
bana lazım olanı öğrendim

herkes kadar insanım da galiba
herkes kadar ben de bazen ağlarım

kafam da var, kalbim de
severim de, düşünürüm de
yalnız ben sokak çocuğuyum
sokaklarda yaşamak tek suçum

bir gün ben de gideceğim buralardan
herkes gibi
yalnız biraz sessizce
kimseler anlamadan

cenazem omuzlar üzerinde gitmeyecek
belki
belediye kaldıracak gürültüsüzce
ağlayanlar olmayacak başucumda
bir hayırsever uğramazsa geçerken
mezarım da çorak kalacak sonunda
benim gibi

içimizden kimin gittiği
fark edilmeden
biri alacaktır yerimi
vakit geçmeden

evet, ben sokak çocuğuyum
bu sokaklarda ne ilk
ne de sonuncuyum

Reşide Sarıkavak
 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

"EBUZERLEŞMEYELİM İNŞALLAH"

30/10/2009 • Kategori: İhsan Eliaçık Yazıları

‘Ebuzerleşmeyelim İnşallah’

“İhtiyaçtan fazla mal haramdır, hırsıklıktır... Açlar, yoksullar dururken villalar alınıyor, ciplere biniliyor... Altın ve gümüş yoksullar üzerinde hegomanya kurmak için kullanılıyor... İnfak edilmiyor… Mülkte şirk koşuluyor... Bahçe sahipleri kıssası ölülerin ardından okunup duruyor… Kırkta bir diye bir şey tutturulmuş gidiyor… Komşusu açken tok yatmamak için zengin mahallelere taşınanlar var… Sokaktaki açtan, yoksuldan haberiniz var mı? Bu din yeryüzünün sokaklarında aç gezen 1 milyar insan için ne diyor hocam? Bu din fekku ragabe (kölelere özgürlük!) diyerek başlamadı mı hocam?...”

Çevresinde tefsir sohbetleri, fıkıh dersleri yapmasıyla ünlü hocaefendi, yanına gelen gencin bu türden heyacanlı konuşmaları karşısında once yutkundu, sonra ensesini kaşıdı, vereceği cevabı düşündükten sonra söyle dedi: “Tamam seni anlıyorum, gençsin heyecanlısın. Şimdi namaz vakti, namaza kalkalım inşallah…”

Namazdan sonra çıkarken kapıda gencin kulağına eğilerek kafa konforu rahat o esaslı nasihatını verdi: “Ebuzerleşmeyelim inşallah!”

***

“Ebuzerleşmeyelim…”

Bu söz uyuşmuş, asude “dindar zihnin” klasik repliğidir.

İslam tarihinin bütün imparatorluk fıkhını özetler.

Bu kafaya gore Ebuzer aşırılığın adıdır.

Bu tür refleksif tepkilerle dindar zihin kendi kendine kafa konforunu iade etmek ister.

***

Buna benzer bir kaç refleks daha var. Bizzat şahit olmuşumdur.

Kur’an’ın ilk 23 suresinden örnekler vererek anlatıyorum mesela.

Yanıma yaklaşıyor ve şöyle diyor: “Bunlar senin şahsi fikirlerin Kur’an öyle demiyor değil mi?

Ben de diyorum ki: “Öyle desem rahatlayacak mısın? İyi o zaman... he bunlar benim şahsi fikirlerim. Kur’an öyle demiyor. Alak suresi zenginlikle tuğyan arasında ilişki kurarak başlamıyor. Kalem suresinde ilk bahçe sahipleri kıssasını anlatmıyor. Mülk sahiplerini ısrarla eleştirmiyor... Bunlar tamamen ındi görüşlerim. Kur’an’ın ilk meselesi mülk değil; havadan sudan bahsediyor. Bahçe sahiplerini ölülerinizin arkasından okuyasınız veya geceleri uykudan önce iyi gelir diye anlatıyor. Bankadaki paracıklarına, yengenin kollarındaki altın ve bileziklere bir şey olmayacak, merak etme...” (!).

Böyle deyince “Oh be!” diyor ve gayet rahatlamış ve kafa konforu iade edilmiş bir halde gidiyor.

Veya aynı tornadan çıkmış gibi başka bir refleks; “Bunlar solculuk, İslam’da böyle şeyler yok. Sen solculardan etkilenmişsin...”

Ona da “Ya evet, 30 yıl önce Mamak’ta solcularla yatmıştım, oradan kalmış, Kurtulamadım gitti yani” diyorum.

Dindar zihin kendi Kitabı ile yüzyüze gelmekten kaçıyor!

Bunun için, zihni, refleksif olarak rahatlayacağı bir bahane arıyor. Kendisini rahatlatacak, gerçekle yüzleşmekten kurtaracak bir argüman buldu mu ona sarılıyor ve kafa konforunu bozacak ‘tehlikeli fikri’ dışına atıyor...

“Ebuzerleşmeyelim inşallah” bunun tipik örneği.

Ebuzerleşince ne olacaksa?

Aç ve açıkta kalacağını, elinde avucunda ne varsa infak edeceğini, Hind fakirleri gibi olacağını, çoluk çoçuğunun sersefil olacağını sanıyor.

Sanki biz bunu söylüyoruz.

Tam tersi Ebuzerleşmeyelim dediği şey bunlar olmasın diyedir. Ama kendi celladına gülümsersen böyle oluyor.

***

1- “ (Ortalamasından) bir ev, bir binek (araba) saliha bir eş, yıllık 4 bin dirhem (aylık 3-5 bin TL) gelir. Ve bunları alabilecek, evirip çevirebilecek bir iş, ticaret, ortaklık vs.” her yetişkine farzdır. (Bunlar sahih rivayetlerden hesaplanarak çıkarılmıştır).

2- “ Bunlar temel ihtiyaçtır, mülkiyet değil. İhtiyaçtan fazlası mülkiyet olup kanımca Müslümana haramdır, hatta hırsızlıktır. Mülk Allah’ındır!”

3- “Bundan fazlasını biriktirmeyecek, infak edecek, paylaşacak, bölüşeceğiz. Bireysel kurtuluş ve köşe dönmeyi değil; toplumsal kurtuluş ve dayanışmayı esas alacağız. Badireleri ancak böyle aşabiliriz. Peygamberimiz böyle yaparak zulüm çemberinini kırmadı mı? ”

3- “Dinimizin atar damarı buradadır. Bunu yapmayan kendini baştan aşağı gözden geçirmelidir...”

İşte bu aktüelleştirerek çağa taşıdığımız söylemlere “Ebuzerleşme” diyorlar.

“Ne sırıtıyorsun, anlattığım senin hikayen” diyen Ebuzer söylemine “Ebuzerleşmeyelim” demek...

‘Hep kahır, hep kahırr...’

***

‘Hep kahır, hep kahırr’ dedirtecek başka bir örnek daha;

Yalova’da konferans vermiş İstanbul’a evine dönüyordu... Oturduğu koltukta cep telefonunu unuttuğunu otobüsten inince anladı. Telefonunu almak için bir hamleyle otobüse doğru koştu. Tam o esnada geriden gelen bir otobüsün çarpmasıyla otagarın yağmurdan ıslak parkeleri üzerine serileverdi...

Üzerine gazete kağıtları örttüler.

Şurada bir adama otobüs çarptı, ölmüş galiba” sesleri duyuldu. “Profesörmüş, İbrahim Canan yazıyor” dediler...

Gazeteler “Profesör cep telefonu uğruna öldü” diye yazdığında o defnediliyordu.

***

Ah benim güzel hocam!

Böyle yalnız ve gariban ölümlere dayananam.

Nitekim haberi duyduğumda dayanamadım.

Otogarları bilirim, çok gelip giderim öyle.

Yalnız biner, yalnız inerim.

Yalnızlık bana hep ümmetin o görkemli yalnızını hatırlatır.

Issız çölde yalnız yatan Ebuzer...

Bu ismi duyunca elektrikleniyorum. İçimin derinlikleinden bir heyecan dalgası yükseliyor. Titriyorum ve haykırasım geliyor.

Ah benim güzel hocam!

Sen öyle yalnız ve gariban otogar köşelerinde ölmeyesin diye meydanlara atılan, sarayların duvarlarını inleten Ebuzer hakkında aşağıdaki sözleri söyleyen sen mi olmalıydın?

Beni tarifsiz elemlere garkettin. Kahrıma kahır kattın.

Senin ölümüne mi yanayım, İstanbullu Ebuzer’in Ğifarlı Ebuzer’ için söylediklerine mi yanayım, klasik ‘dindar zihnin’ aşağıdaki sözlerinde kendini ele veren hal-i pür melâline mi yanayım, neye yanayım...

Bakın otogar köşelerinde ölüp üzerine gazete kağıtları örtülen İstanbullu Ebuzer Canan hoca, Ğifarlı Ebuzer hakkında neler yazmış;

Zamanımızda solcu fikirlere bulaşanlar, sermaye düşmanlığına Ebu Zerri örnek vererek İslam’ın da zenginlere, ferdi zenginliğe karşı olduğunu söylemektedirler. Burada hataya düşülmektedir. Evet, Ebu Zerr, ashabdandır, hemde büyüklerinden. Ve Rasulullah ashabının hepsinin doğru yolda olduklarını söylemiştir, bu da doğrudur. Ancak gözden kaçan bir husus var. Hz. Muaviye de ashabdan, Hz. Osman da, Ebu Hureyre r. da. Hz. Osman devrinde hayatta olan ve Ebu Zerr’e katılmayan büyük çoğunluk niye görmemezlikten geliniyor. İslam’ın bir başka dusturu da ihtilaflı hususlarda çoğunluğun iltizam edilmesidir. Ümmet-i Muhammed de sıratı mustakim olacak. Geniş cadde “Hz. Osman ve Hizbi”nin yoludur. Ebu Zerr Hazretleri’nin görüşü ferdi kalmaktadır. Cadde-yi Kübra olamamaktadır. Her isteyen o ferdi, o dar yolda gidebilir, kimse İslam adına o yolda gideni itham edemez, mani olamaz. Ama o yolu beğenip tercih edenler de öbür yolu, çoğunluğun yolunu itham edemez, buna hakları yoktur. Ve ümmet ferdi patikalara değil, büyük çoğunluğun cadde-i kübrasına sevkedilir. Dinimiz zekat, sadaka gibi emirler yerine getirildiği taktirde servete karşı değildir…” (Prof. Dr. İbrahim Canan/Kütübü Sitte Muhtasarı c.3 s.540).

Ashab arasında ihtilaflı meselelerde ümmete rehber olacak esas ekseriyetin görüşüdür. Ferdi anlayışlarda ısrar etmek, İslami espiriye uymaz. Ebu Zerr’in görüşüne saygı duyulur ama İslam budur denemez. Belki “İslam'a aykırı değil, dileyen tatbik edebilir, onu tatbik etmeyen itham edilemez” denebilir. Zira ashab olsun, tabiîn olsun, zekatı vermek kaydıyla para biriktirmenin caiz olduğunda ittifak ederler. Ashabdan büyük zenginler bile çıkmıştır…” (Prof. Dr. İbrahim Canan/Kütübü Sitte Muhtasarı c.7. s.337).

Ah benim güzel hocam, ah!

İşte bizim hâl-i pür melâlimiz bu.

“Aç sabahlayıp da kılıcını çekmeyene şaşarım” diyen Ebuzer, sen böyle olmayasın diye savaşmıştı. Şimdi o çölde yatıyor, bak onun yerine söylüyorum: “Otogar köşelerinde ölen yoksul bir ilahiyat profesörünün, zenginleri savunan birisi olduğuna şaşarım.”

Ne hazin bir durum!

***

İşte bunlar İslam’ın yaman çelişkisidir.

Yoksulların, ezilenlerin, açların, alınıp satılanların, kölelerin tarihteki son dinî çığlığı olarak, “fekku ragabe” (kölelere özgürlük!) diyerek doğmuş, ilk 23 surede mülk sahiplerini bombardımana tutarak başlamış, okurlarına ilk bahçe sahipleri kıssasını anlatarak başlamış, “Lehu’l-mülk” sesleriyle servet kalelerini, “Lailahe illallah’ nidalarıyla imparatorluk duvarlarını yıkmış bir dinin sonraki hocaefendileri, profesörleri, şehyleri, mollaları, tutar o yıkılan kalelerin ve duvarların savunucu ve hatta koruyucusu haline gelirler.

Kendisi de bir Ebuzer’dir ama Ebuzer’i açlıktan öldürenlere övgüler düzer.

‘Kendi celladına gülümser.’

Yaşadığı hayata bakmaz, ilhamını hayatın içinden almaz. ‘700 yıllık eserlerlerle averelik eder’. Sırf “Böyle gördük dedemizden” kör gelenekçiliği yüzünden Seyyid Kutup’un tabiri ile “haraketu’l-fıkıh” üretmez; “varakatu’l-fıkıh”ı tekrar eder durur.

Oysa o varakatu’l-fıkıh (eski kitaplarda/sahifelerde yazılı fıkıh) Ömer’i vuranların, Ebuzer’i çöle gömenlerin, Ali’yi hançerleyenlerin, Hüseyin’i susuz bırakanların, Harre’de Medine’yi yağmalayarak 900 sahabe kadınına tecavüz edenlerin ve Kabe’yi mancınıkla ateşe verenlerin fıkhıdır.

O fıkıhtan bir şey çıkmaz. Zenginlerin, kodamanların, cariye ve köle sahibi olma peşine düşmüşlerin, “fekku ragabe”yi tersine çevirenlerin fıkhıdır.

O fıkıhtan bir şey çıkmaz. Sultanların, saray ahundlarının, harem ağalarının, zindandan İmam-ı Azam’ın kırbaçtan morarmış cesedini çıkaranların, hile-i şer’iyecilerin, kırkta bircilerin fıkhıdır.

O fıkıhtan bir şey çıkmaz. Çünkü maharref bir Ehl-i Kitap fıkhı haline gelmiş durumda. Defteri dürülmeli, tarihe intikal etmeli ve ‘Müslüman Ehl-i Kitap fıkhı’ muamelesine tabi tutulmalıdır.

Çağa “hareketu’l-fıkıh” lazımdır. Yani ilhamını doğrudan doğuya Kur’an’dan alan, sokağın tozuna toprağına bulanmış, hayatın atardamarlarından fışkırıp gelen, suyu ilk kaynağından içen; Peygamberin, Ömer’in, Ali’nin, Ebuzer’in düştüğü yerden kalkan, daima yoksulu, ezileni, mazlumu, dışlanmışı, yalnızı, garibi, azınlıkta kalanı koruyan ve kollayan yaşayan fıkıh...

Yaşayan Kur’an fıkhı bu olmak icap eder.

***

Yazılarındaki bu zenginlik antipatisi nedir böyle diyeceksiniz...

Okuduğum Kur’an’da zengini öven ve zenginliği teşvik eden bir tek ayet görmedim. Varsa bilen meydan okuyorum, göstersin. Övülen ve teşvik edilen sürekli olarak paylaşma, verme ve bölüşmedir.

İslam’ı yıkan üç şeyden (3m) ilki kesinlikle mülk meselesidir.

Hz. Peygamber ümmetin şirke düşeceğinden korkmamış ama mal mülk sevgisinden korkmuştur. Hasan-ı Basri bu ümetin putunun mal tutkusu olduğunu söylemiştir.

“Vermek için zengin olmalıyım” lafı içi boş bir avuntudur. Böyle olanlar nedense sonra hep “Ebuzerleşmeyelim” demeye başlıyorlar.

Kanımca kişinin kendisine “Ben zenginim” demesi bile Kur’an’ın hem lafzına hem ruhuna aykırıdır: “Siz yoksulsunuz, Allah’tır zengin olan.” (Muhammed; 47/38).

Allah’ın sürekli olarak ‘mülk O’nundur, zengin O’dur, aziz O’dur, büyük O’dur, kibriya O’dur’ vb. şekilde kendini yüceltmesi, tabiri caizse ‘kibirli’ konuşması, aslında, bizdeki kibri kırmak içindir. “Birbirinize tanrılar gibi davranmayın, oturun oturduğunuz yerde, ne olduğunuzu sanıyorsunuz siz? Sonunda ölünce üç gün sonra leşiniz kokacak, dâhi sandığınız o beyninizi mezarda kurtlar böcekler yiyecek...” dedirtmek içindir...

Bu halk bunları öğrenmeli. Hocalar, şeyhler, mollalar uyanmalı. Otogarlarda ölüp giden yoksul profösörler, ölmeden önce geçmişe eleştirel bakmalı, yaşayan fıkıh üretmeli. İslam kalkarsa buradan ayaga kalkacak...

Aksi halde ‘Ebuzerleşmeleyim inşallah’ sözü ile daha çok uyutulacağız...

Not: Aşağıdaki linkte Kayseri’den kadim dostum Kemal Ersözlü tarafından kaleme alınan “Bir adalet savaşcısı Ğıfarlı Ebuzer” başlıklı kitapçık çapında enfes bir makale var. Lütfen okuyunuz, okutunuz, dağıtınız...

http://www.ulumulhikmekoeln.de/seminerlerdizisi/ebuzer.htm#_ftn50

Recep İhsan ELİAÇIK
recepihsan@gmail.com
www.ihsaneliacik.net

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »

Arkadaşlarım

www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al