Karşılaşırız umuduyla geldim şehirlere Sen bir yaşlı teyzenin pazar çantasını Ben bir hastanenin acilinde kimsesiz bir garibanı... Hep böyle böyle... Bilmezler birbirimize yürüdükçe yollarımızın nasıl ayrıldığını Bilmezler ellerimizi çektikçe...
Biliyorum Nupelda seni hüznümün karşılığında ödünç verdiler. İçimdeki hasta ülkeye Kalbimi sürerek iyileştiriyorum hayal gücümü. Ve ben ne dersem onu susuyorsun Ağzım dilim bulaşıcı bir masal oluyor Kimseyi öpemiyorum...
gerilerden gelen gerilerden birdenbire gelen kanlı elleri, patlamaya durmuş tohumlarıyla ötelerden mahmuzlanmış öfke gibi geliveren sızlayarak ansızın duruveren kulaklarımda uğultusu kaçıncı panayır kaç bezirgân bağırışı uzak seferine çıkılan 'ben' telaşı onca vesikada bir...
köle sahipleri ekmek kaygusu çekmedikleri için felsefe yapıyorlardı; çünkü ekmeklerini köleler veriyordu onlara köleler ekmek kaygusu çekmedikleri için felsefe yapmıyorlardı; çünkü ekmeklerini köle sahipleri veriyordu onlara ve yıkıldı gitti likya köleler...
Çakıl taşı suyun üzerinde "özgürce" kayarak ilerliyordu, Fırlatıldığını bilmeden. Uzun bir süre ilerledikten sonra kendi kendine, "hah" dedi: "Artık durup suyun altını gezmenin zamanıdır" Halbuki bir doğa kanununa uyduğunun farkında...
IV. Bana sorular öğreten dost Bir de sen bulmadıkça doğrular yarımdır diyen.. Kimi gün bir türkü, kimi gün şiirlerle Kitaplarla daha çok, giderek kitaplarla Sabırlı, içten,yalın Örnekler çıkarıp adım adım Küçücük...
ben ve yarı yaşımdaki öbür ben dövüştük dün dayak yedim gençliğimden yayılmıştık bir afgan halısının üstüne terleten içiyorduk burnumuzla ağzımız yer değiştiriyordu duvarların, tavanın anlamı tepenin rakımı, yeşilin yeşili, sesin sesi halının...
Bu şarkıya biz bulaştırmadık bu kanı, suyun başını biz tutmadık Daha dün Dersim’de kırılmıştı kolumuz kanadımız Daha dün Palu’da sehpadaydık a canlar Diyarbakır’da dizildik kurşuna daha dün Daha...
gelişinden belli, acıklı olacak, olsun teneke değiliz çok şükür doğru taşı çekmiş ama bitememişlerden ağzını büzmeden gülebilmişlerden aynı şarkıyı bin defa dinleyebilmişlerden babadan dertli anneden az hayat böyle biraz, öyle...
altın kaplamalı ellerinizle soyut mezarlar kazdınız küflü bir kitabın buyurgan yaprağından verildi hüküm ikna metotlarınız vardı açık alınlı fetva baronlarınız bir de gözyaşlarından tuz damıtan post modern kokteyliniz petrus şarabı niyetine inadına ve soluksuz nasıl da...
Dinmiyor kalbimdeki iğneli sözler Bir çocuk oluyorum kırkıma üç kala Her gece deniz diplerinde yıldız aranıyorum Cihan Oğuz
Karşılaşırız umuduyla geldim şehirlere Sen bir yaşlı teyzenin pazar çantasını Ben bir hastanenin acilinde kimsesiz bir garibanı... Hep böyle böyle... Bilmezler birbirimize yürüdükçe yollarımızın nasıl ayrıldığını Bilmezler ellerimizi çektikçe...
Biliyorum Nupelda seni hüznümün karşılığında ödünç verdiler. İçimdeki hasta ülkeye Kalbimi sürerek iyileştiriyorum hayal gücümü. Ve ben ne dersem onu susuyorsun Ağzım dilim bulaşıcı bir masal oluyor Kimseyi öpemiyorum...
Zilleri işte böyle çalıyorlar Akıl Hastanesinde ve işte zilci bayan her Salı sabahı gelip bize müzik dersi veriyor ve görevliler bizi katılmaya zorladığından ve bizler içgüdüyle hareket ettiğimizden. yanlış kovanda...
Hoş geldin! Kesilmiş bir kol gibi omuz başımızdaydı boşluğun... Hoş geldin! Ayrılık uzun sürdü. Özledik, Gözledik... Hoş geldin! Biz bıraktığın gibiyiz. Ustalaştık biraz daha taşı kırmakta, dostu düşmandan ayırmakta... Hoş geldin. Yerin hazır. Hoş geldin. Dinleyip diyecek çok. Fakat uzun...
Gün sayardık kelebeklerle beraber salardık vakti gelenleri: el-veda. Renklerine öykünen serçeler yas tutardı her gidenin ardından parçalardık heceleri, çıkmaz olurdu buselerden ses seda. Gömleği delik deşik diye, gün ışığında...
Sırtında kurşungeçirmez melek olduğunu düşünen insan Sırf kendi bedenini ve ruhunu kurtarma derdine düştüğünde Merha-metin ve kuşların ölümünü görmez. Uçurtma parkında göğsü yırtılan "çiçek çocukların" Herkes adına...
Cahit Zarifoğlu’nun Aziz Hatırasına… 1. Bende bir hatıran var Her şeyden az, hiçbir şeyden çok Okundukça yüzün Hayret pompalanıyor dudaklara Şiir alaşımlı bir yazdı ölüm Öpülüp öpülüp başa kondu...
Ben seni alamam ah Holofira* Azığım tam takır bineğim nalsız Bir bende geçerim kalacağım yok Dostlarım bivefa düşmanım yalsız Kolum halat değil bakracımda kum Ben seni alamam ah...
sigortasız yaşayamaz olmuştu. ruhunda koca bir delik, kabak gibi oyuluyordu. sahte çekler verdiği dönemlerde, ünlü bir gazetecinin kızıyla birlikte olduğu anları hatırladı. sükseli sansasyonel ve bir sürü abuk...
biliyor musun bir köprü müdür üstüne gölgeler düşünce çöken halka açılamadan batan bir şirket iki savaş arasında verilen çay molası mıdır barış yoksa hurdacıya söylediği son sözler mi bisikleti vurulan...
"en argentina no pasa nada" künyemde onbeşbin ad okunuyor hem derin uçurumlardayım hem kör dehlizlerde her evin temel çukurundayım mezarım belirsiz yedi yıl yirmiyedi mevsim anne kurudu kanım tank paletleri...
Bir ilaç içsem bari diye düşündüm, Biraz kolonya sürünsem, Ferahlasam, pencereyi açsam. Şöyle bir şey yazdım sonra: Yağmur, çamurlu bir elbise dikiyor şehre Sıkılıyoruz hepimiz bu çamurlu giysinin içinde. Berbattı, Bir...
Hatırlayacaksın Hatırla hemen Bizim eskiden Nereli olursak olalım İster oralı olalım yerli İsterse garip yıpratık ağlaksı Tuhaflığın gariplerinden İddet müddeti babaların dolunca keyfe keder Mecburen giderek cezaen tayini gelenlerden Burnumuz olur olmaz kanardı. İyi...
Muhabbet kuşumuz öldü Arkasında uçuşan tüyleriyle mavi bir sonbahar bırakarak Biliyorsun ölüm, mavi boş bir kafestir kimi zaman Acıyı hangi dile tercüme etsek şimdi yalan olur Pollyanna Uyuyamadığım...