ANNE BABA BİZ SUÇLUYUZ!
5/11/2009 • Kategori: Kuran
“Hayir!”li “Yasak!”li Din
Sen bana “hayir” demenin dinini vermissin ey anam babam! Ben senin kizinim. Bana gösterdigin yol, önerdiklerin, beni onlarla donattigin deger, ahlak ve yasam biçimi sudur: Gitme, yapma, görme, söyleme, kavrama, hissetme, yazma, okuma!.. Hayir hayir, hayir!.. Böylece senin tüm söylediklerin “Hayir”dan ibaret! Ben “Evet” dininin izindeyim ki, bana ne yapmam, ne okumam ve ne kavramam gerektigini gösterip ögretsin.
Bir yazarin deyimiyle; “Hayir’i, evetinden fazla olan dine yaziklar olsun!” Ve ben senden bir tek “Evet” isitmemisim!
“Okumak” için Olan Bir Kitap!
Anam Babam, büyügüm!..
Senin inandigin Kur’an ne için geldi? Ben hem Kur’an’da ne oldugunu bilmiyor, hem de içeriginden habersizim. Hem sen de habersizsin. Iste bu nedenle kafir ile ben ve sen ders arkadasiyiz! Sonuçta benim onunla bir isim yok! Çünkü, okunmak için gelmeyen bir kitap neye yarayacak? Oysa sen Kur’an’i; gözüne sinene sürüyor, çocugunun kundagina, onun bunun koluna ilistiriyor, hastanin yastiginin ucuna koyuyorsun.
Gördügüm kadariyla sen bu kitabi söyle kulaniyorsun: Evinden çiktiginda ondan birkaç ayet okuyor ve kilidine üflüyorsun! Ben güçlü ve ileri teknigin ürünü bir kilidi alir, kapima takarak kapimi kapatarim ve üfürüge ihtiyaç duymam! Sen korunman ve selametin için ondan bir nüshayi ceketinin astarina diktiriyorsun. Veya kendi boynuna asiyorsun. Ben gider parami bastirir uzman bir doktora muayene olur, ilacimi alirim. Bu nedenle “senin” Kur’an’ina ihtiyacim yok!
Sen “seçme” “kararlilik” “amel” “yargi” “kavrama” ve “düsünme” yerine Kur’an’dan bunlari edinme yerine onunla “istihare” ediyorsun! Oysa bu saydiklarim insanin isi, insanin deger ve ayricaligidir. Oysa sen Kitaba; bir kelime oyunbazligi, bir çikar araci, bir piyango kitabi türünden bakiyorsun!
Ben, zihinsel egitim, bilgi ve arastirmayla uzmanlara dahilere ilim adamlarina danismayla aklimi kullaniyorum. Mantigimla düsünüyorum. Ben Kur’an’i hidayet ve yol gösterici olarakonda yazilanlari düsünüp algilamak için, hayattaki iyiyi kötüyü ve düzgün yolu ayirdetmek için okurum.
Bunu istihareyle yapmam! Gözlerimi açar, metnine bakar ve konuyu arastiririm. (s.33-34)
----------
Kur’an Okunan Kitaptir
Demek istiyorum ki:
Evet, Sen Kur’an diyorsun, ama hangi Kur’an? Cehaletin elinde teberrük edilip kutsanan bir nesne olan Kur’an mi?
Cinayetin mizraklarinin ucundaki Kur’an mi?
Yoksa çeyrek yüzyildan daha az bir sürede çölün daginik ve düsman kabilelerini birlestirerek dünyanin egemen güçlerini -Bizans,Pers- çökerten, insanligin kaderini ele geçire, devrimci yapisiyla insanlik tarihinde yepyeni bir medeniyet ve kültür meydana getiren bir kitap olarak Kur’an mi?
Kur’an, Allah’in adiyla baslayip “nas” (halk)’in adiyla sona eren bir Kitap!
Asumani bir kitaptir ama, bugünkü bir çok müminin inandiginin, imansizlarin kiyas edisinin aksine daha çok dogaya-yere- yönelik bir kitaptir. Daha çok hayata, bilgiye, izzet, güç, ilerleme, kemal ve cihad’a yönelik! Yaklasik yetmis suresinin adinin insani ilgilendiren konulardan alan bir kitap! Yaklasik otuz suresinin adini maddi fenomenlerden alirken yalnizca iki suresinin adini ibadetlerden alan bir kitap!
Tebligcisi ümmi olan bir kitap! Bizzat Kur’an’in kendi deyimiyle ne kitabi ne de din imani bilmeyen bir peygamber; mürekkebe; kalem ve yazdiklarina and içti. Cihad ayetleri ibadet ayetlerinden fazla olan bir kitap! Ilk mesaji okumak olan ve Allah’in ögretmekle iftihar ettigi bir kitap! Insan’a kalemle ögretilmistir! Okuma ve yazmanin yaygin olmadigi bedevi bir toplumda kalem okuma ve yazma...
Bu kitap “dostunun cehaleti” ve “düsmanin hilesiyle” yapraklari açildigi günden beri, yapraklari masrafli olmayta basladi. “Metni” terkedilip “cildi” revaç buldugundan beri adi “okumak” anlamina gelen bu kitap “okunmaz” oldu. Kutsama, teberrük ve mal kazanma isleri gördü. Toplumsal, ruhsal ve düsünsel konu ve dertlerin cevabi bu kitapta aranmadigindan beri; onda soguk alginligi, romatizma türünden bedensel hastaliklarin sifasi aranir oldu. Uyanikken terkedip, yatarken baslarinin üzerine asarak uyuduklarindan beri görüyorsun ki ölülerin hizmetine sunulmakta, ölüp gitmislerin ruhlarina ithaf edilmekte ve sesi yalnizca mezarliklarda duyulmaktadir.
Aydin baci ve kardesim! Onu hayattan uzaklastirmak; etkisini toplumdan silmek, sedasini “cihad” sahnesinden ve “içtihad” çevresinden unutturmak için ne kadar çaba harcadiklarini bilemezsin!
Derler ki; Bismillah’in “be” harfine gizli olan hikmetleri tefsir etmeye ömür yetmez. Derler ki; Kur’an’in yetmis “özü” vardir. Her “özün” yetmis “ö”zü” vardir. Bu böyle sürer gider! “Kur’an’a yaklasimaz!” “Kur’an Anlasilmaz!” anlamini yüklemislerdir. Yani Kur’an’i açip, okuyup düsünerek ondan bir seyler kavrayan mahkumdur. Kur’an’dan kavradiklarini açiklayan kimseler kuskuyla karsilanir. Onlarin söyledikleri hemen rededilir.
Derler ki; “Kur’an’in gerçek ve nesnel anlami imamlarin (ve evliyalarin) nezdindindedir. Bu da özel ve gizli kitaplarda oldugundan kimse ondan haberdar degildir. Bu sir Peygamber (s) ailesindeydi. Sonra elden ele geçti ve en son seyyidlere geçti. Bundan hareketle Kur’an bir muamma ve gizem kitabi oldugu, beserin onu kavramasinin mümkün olmadigi kanisina varilmis!
...
Benim aydin dostum! Bütün bunlar su anlama geliyor: “Düsman, Kur’an’dan korkuyor.” Ama nasil? Düsmanin bu korkusu; senin hayat, kurtulus, uyaniklik, bilinç ve yaraticilik konusunda bu kitaptan mutmain olmandan ve onu kavramandandir!
Aydin Dostum bu kitap; Okumanin, Düsünmenin, aydinlanmanin, kavramanin, bilnçlenmenin, yol bulmanin (hidayet),ayaga kalkmanin (kiyam), amel etmenin kitabi olan Kur’an’dir!
Kur’an izleyicilerine insani sorumlulugu adina önerdigi yükümlülügü ve seçebilirliligi Furkan’i verir.
---
Kur’an kutsal rafindan egitim, ögretim ve düsünme saikiyle inince, onlara; Ahiret’teki kurtulusun bu dünyadaki kurtulusa bagli oldugunu, cennet yolunun, özgürlük, izzet, uyaniklik, bilgi ve bilinçten geçtigini, bu dünyada zillet üzre ölenin orada zillet üzere kalkacagini, burda akli kör olanin orada kör kalkacagini ögretti. Ve Islam’da Allah’a yaklasmanin yolu “Akletmekten” geçer. (sf.87)
Ali Şeriati
Anne Baba Biz Suçluyuz adı ile türkçeye çevrilen kitaptan alıntıdır.
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
SEYYİD KUTUB'DAN ÖĞÜT
19/10/2009 • Kategori: Kuran
Sonra doğrudan doğruya Kur'an'a yaklaşsınlar ve onun gerçeklerine uzanarak benim yazdıklarımı bir kenara atsınlar...
Ama şunu da unutmasınlar ki hayatlarını bu Kur'an uğrunda vermedikçe, onun buyruklarını hayatlarında tahakkuk ettirmek için kendilerini feda etmeyi göze almadıkça ve içinde bulundukları cahiliyye cemiyetiyle Kur'an adına ve Kur'an sancağı altında amansız savaşlara girişmedikçe onun mefhumlarını bütünüyle anlayamazlar..."
Seyyid Kutub
Fi Zılal-il Kur'an
Ra'd Suresi Giriş Kısmından
Madve Yay.8.cilt s.499
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
KUR'AN'A ABDESTSİZ DOKUNMAK!
16/10/2009 • Kategori: Kuran
Bilmez ki Sorsun; Sormaz ki Bilsin! Bugünkü yazımızı, cevabı herkesi ilgilendiren bir “soruya” ayırdık. Hayır hayır, bu bir “soru değil, bu bir “sorun!” Hem de çok ciddi ve adı: “Dini anlama sorunu.” Bu sorun, kimi zaman ortaya birden fazla “din” çıkarıyor ve insanlar “hangi dine” inanacağını şaşırıyor. (Siz ‘yanılmaz’ atalarını pazarlayanların dinine değil, kaynağı Kur’an olan Allah’ın dinine inanın.) Kimi zaman, Allah’ın kitabında yazmayan, Peygamber’in sünnetinde yer almayan “farzlar, haramlar” çıkarıyor. Düşünebiliyor musunuz; bu nevzuhur farzlardan Hz. Peygamber’in haberi yok! Bizim akıldanelerimizin bildiği bir “farz” düşünün ki, sahabe bilmiyor? Bir “farz” düşünün ki, müctehid imamların bu -sözümona- “farzdan” haberi yok! Güldünüz değil mi? Hayır, kimse gülmesin; çünkü kendisi gülünç durumda olanların başkalarına gülme hakkı yoktur ve şu an kendini çok dindar sananların dinleriyle ilgisi hurafe düzeyinde, bilgisi ise efsane niteliğindedir. İnsanlar ibadetleri âdetleştirince âdetleri de ibadetleştirdiler. Bu satırları sert bulmayın lütfen; imamların birçoğuna göre “mukallid”in tarifi şudur: “Amellerini delilleriyle birlikte bilip, o delilleri değerlendirmede mezhep imamının ictihadını benimseyen kimse.” Söyler misiniz? Bu durumda kendini Hanefi sananların kaçta kaçı Hanefi’dir? Kaçta kaçı Şafii’dir? Bırakın avamı, “hocam” denilenlerin kaçta kaçı “mezheplidir?” Utanmadan yıllar yılı “mezhepsizlik edebiyatı” yapan ‘mezhepçiler’, duygularını, paralarını sömürerek sırtından geçindikleri Müslümanlara kinden, nefretten, cehaletten başka ne verdiler? Tezgâhında mezhep satarak geçinen bu tiplerden oluşan bir cemaat, radyodan ‘düz’ kadın sesine ‘haram’ diyen sözümona ilmihaller tezgâhlarken, dansöz pazarlayan TV istasyonuna sahip olmanın fetvasını bulmakta hiç de zorlanmadı. Bu tiplerden kaçını tanıdımsa, hepsi de şarlatandı. Ayak üstü “sübhaneke”nin anlamını sorsanız “kem-küm”den başka cevap alamazdınız. Ama dillerinin keskin yanını koca koca alimlerin enselerinden bir türlü çekmezlerdi. Mevdudi gibi, Seyyid Kutup gibi, nerede imanının bedelini ödemiş bir alim var, onun etini yiyerek semirmeyi beslenme alışkanlığı haline getirmiştiler. Haddini bilmeyen neyi bilir ki? Bu şarlatanlar, yüreklerinde çamur, sıvayacak alim yüzü aradılar. Ve koca bir toplumu kelimenin tam anlamıyla “mezhepsizleştirdiler.” Ey Hanefiler! Ebu Hanife’ye göre siz Hanefi falan değilsiniz, sizin mezhebiniz falan yok! “Mezhepçilik” yapan şarlatanlar sizi dolmuşa bindiriyor. Avamın mezhebi müftüsünün mezhebidir, demişler. Haydi “doğrudur” diyelim; fakat kaçta kaçınızın “fetva makamı” (müftüsü) var? İçtihat kapısının meccane bekçileri hâlâ neyin edebiyatını yapıyorlar? Cahili cühelasıyla milletin tümü müctehid oldu. Üç beş yetkin alime tahammül edemeyen tulumbacı takımının gözü aydın; Hayreddin Karaman Hoca gibi bir ikisinin tepesine iftira küfelerini boca etmek için hazır beklerlerken, sayelerinde milyonlarca müctehide kavuştuk. Herkes her gün kendi yaptıklarına kılıf bulmak için onlarca ictihat yapıyor, ahkâm kesiyor, fetva veriyor. Okumak mı, öğrenmek mi, bilmek mi, bilenden sormak mı? Hak getire. “Bilmez ki sorsun, sormaz ki bilsin” diyenin hesabı. "Kur’an okurken abdest almak farzdır” öyle mi?! Bir okuyucumuz, 18 Temmuz 2000 tarihli Zaman Gazetesi'ndeki bir köşe yazısından alıntı yaparak soruyor: “Kur’an okurken abdest almak, gerçekten de bu yazarın dediği gibi farz mıdır?” Önce mezkur yazıdan ilgili pasajı alalım: “Hazret-i Kur’an’ı eline alan herkesin abdestli olması farzdır. Abdestsiz Kur’an ele alınamaz. Ancak dini kitaplar için böyle bir mecburiyet yoktur. Dini kitapların sadece içinde bulunan ayetlere elle dokunmak için abdestli olmak gerekir. Ayetten boş olan yerlere, yazılara abdestsiz dokunulabilir, okunabilir. Kur’an’la dini kitap arasında böyle bir ince fark vardır. Kur’an-ı Kerim’in ayetten boş olan kısımları da ayet hükmündedir. Bu yüzden dikişli kabına bile abdestsiz dokunulamaz. Abdestsiz kimseler bir mendil veya temiz bezle tutup bir yerlere koyarlar. Abdestsiz ele alamazlar.” Allah Allah! “İnce fark”ı da öğrenmiş olduk. Hele “dikişli kabına bile dokunulamaz” cümlesi karşısında bitmemek mümkün mü? Ben bu zamana kadar ne Kur’an’dan, ne Rasulullah’tan, ne sahabeden ve ne de müctehid imamlardan Kur’an okurken abdestin farz olduğuna dair ‘sahih’ bir şey okumadım, duymadım. Bir şeye “farzdır” demek, helâl ve haram koyma yetkisine girer. Helâl ve haram koyma yetkisinin ise kime verildiği bellidir. Burada “farz olduğu” söylenen bir hüküm olduğuna göre, o hükmü farz kılan delili muhkem ve mütevatir nasslarda bulmamız gerekir. Kur’an’da abdestin sadece namaz için emredildiğini görüyoruz. Bu konuda, çok yaygın bir yanlış anlamaya alet edilen bir ayet vardır: “Ona temiz olanlardan başkası dokunamaz.” (56.79) Birazcık Arapçadan, ilimden, Kur’an’dan, tefsirden nasibi olan kimsenin bu ayetteki “o” zamirinin bir önceki ayetteki “gizli kitab”a gittiğini bilir, bir. Bu ayet Mekke’de, Abdest’in geçtiği tek Kur’an ayeti (5.6) ise Medine’de inmiştir, iki. Ayetteki “dokunmasın” şeklinde yanlış algılanan “la yemessuhu” ibaresi “inşai” değil “ihbari”dir ve “dokunamaz” demektir; oysa ki Kur’an’a münkiri de müşriki de dokunur, üç... Bilgime güvenmeyip, “Kur'an okumak için abdest farzdır” diyen sahih bir hadis, bir imam, bir alim var mıdır diye Mektebetu’l-Elfiyye’den 400.000 hadisi, bazıları Mebsut gibi 30 cildi bulan 1000’e yakın kitabı, tüm mezheplerin 40’ı aşkın kaynaklarını taradım, böyle bir şey bulamadım. En iyisi, bu konularda en katı davrandığını bildiğimiz Süyuti’nin “Kur’an okumanın âdabı” başlığında yazdıklarını aynen tercüme etmek: “Kur’an okuma sırasında abdest almak müstehaptır; çünkü tilavet zikirden efdaldir ve Peygamber (sav) temizlenmeksizin zikretmeyi hoş karşılamazdı. İmamu’l-Harameyn dedi ki: “Abdestsiz Kur’an okumak mekruh değildir, çünkü Peygamber abdestsiz okuyordu. el-Mühezzeb Şerhi’nde ise: Eğer kişi Kur’an okurken yellenme ihtiyacı hissetse, yellenme sırasında harfleri doğru telâffuz edemeyeceği ihtimaline karşı okumayı durdurur.” (el-itkan, 1/295) Buraya, başta Hanefiler olmak üzere, tüm mezhep ve meşreplerin temel referanslarından sayfalarca alıntı yapar, tercüme ederim. Fakat yerim yok, vaktim yok, keyfim yok; lüzum da yok. Tüketenler de, üretenler de hep olacak. Böyle başa böyle tarak. Biraz da insanımız ciddi ve uyanık olsun; bitli baklanın kör alıcısı olmasın. Şafii’dir, Hanefi’dir meselesi değil bu! Allah’ın emretmediği bir şeyi emretmek, farz kılmaktır ki, bunun vahameti “Kur’an okurken abdest almanın hükmü nedir?” sorusundan çok daha derindir ve problem dinin temelleriyle ilgilidir. Şakası var mı bu işin? Biri kalkıp da “Şu farzdır?” diyorsa, dinini donundan birazcık fazla ciddiye alan bir Müslümanın, “Nerede, hangi delille?” diye sorması “farz olur.” Çünkü, o ünlü usul kuralı gereğince “farzı” bilmek farz olduğu gibi, farz olmayanı farz bilmek de “haram” olur. Eğer o kişi üçüncü, beşinci sınıf ilmihalleri getirip de önünüze koyuyorsa, bu kez sizin “İlmihal yazarlarının farz koyma yetkisi olduğunu bilmiyordum” demeniz “farz” olur. Kaldı ki bunlar arasında “Tevrat’ı abdestli okumak farzdır” diyenini bile gördüm ben. Bir şeye “farz” demek, “haram” demek ciddi bir iştir; Allah’a atfen verilmiş bir hükümdür, kimse keyfi olarak “farz” ve “haram” ilan edemez. Ne demiştik bir yazımızda: Cahiller dinden ıskonto yaparlar, ham sofularsa dine zam yaparlar; bu ikisi de birdir. Siz siz olun, etrafınızda ahkâm kesenlere Kur’an’ın öğrettiği gibi sorun: “Kul hâtû burhanekum in kuntum sadıkîn: De ki: Hadi getirin delilinizi, eğer doğru söylüyorsanız?” Mustafa İSLAMOĞLU
Akit Gazetesi
Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!