SUSTUM
Sustum
Suskunluğun misafiri olmaktan haz alıyor yüreğim!
Musalla taşındaki cesedin suskunluğu kadar suskunum!
Konuşmalara küstüm! Gemilerim artık kendime yol alıyor.
Her zaman her yerde her istenileni anlatamıyorum.
Kime, neyi, nasıl ispatlayacaksın! o halde suskunluğun elini tutuyorum.
Merhem tutmaz öyle yaralarım var ki! Konuşamıyorum…
İçime atıp susuyorum.
Kurşun geçmez şartlanmış beyinlere söz geçiremiyorum.
Sayfalarca susuyorum.
Kelimelerimin dinlenmeye en çok muhtaç olduğu anlarda,
Beni anlayacak bana derman olacak birini aradığımda,
O çok (boş) konuşanlar kaçıyor.
Sokağımın gece yarısı suskunluğa terk edildiği gibi,
Bende yüreğimi suskunluğun kucağına bırakıyorum
Konuştuğum zaman mahkûm,
Sustuğum zaman zanlı muamelesi görüyorum.
Ne yapacaksın, kime gideceksin…
Anlamsız konuşmalardan kendime sığınıyorum
Zor olanı tercih ettim sustum…
Boğazıma dizilmiş sözcükleri söylemeden, haykıramadan, içime atarak…
Bir bilseler susan birinin gözlerinde çuvallar dolusu kelime olduğunu,
Ve yine bir bilseler söz tükenmişse en güzel cevabın susmak olduğunu…
Tarif edemediğim acıları,
Hayal kırıklıklarımı susuşlarımla örtüyorum.
Yüreğimin en ücra köşelerine inen zehirli oklardan
Canım çok yandı!
Konuşursam;
Kırmaktan, kırılmaktan
Göz yaşlarımı tutamamaktan
Kelimeleri yan yana getirememekten
Yaralı kelimeler sunmaktan korkuyorum.
Geri alınmayacak kelimeler adına; ağzımın sürgüsünü çektim!
Şuan boğazımda düğümlenen kelimeleri çarmıha germekle meşgulüm
Sustum…
Ben sustukça suskunluğumun üstüne düşman gibi sözcükler yağsa da
İncitseler de beni, artık vakit susma vaktidir
Korkup kaçtı,
Suçunu kabul etti,
Haksız olduğunu kabullendi diyecekler…
Desinler… Dudağım mühürlü!
Duygularım susuşlarımda saklı kalacak.
Yıllardır biriktirdiğim hiç kullanılmamış kelimelerimi
Devren satılığa çıkarıyorum. İlan verdim!
Alan olmazsa kalbimin morgunda biriktireceğim...
Sahi, her susan haksız mıdır?
Belki de her Suskunluğun arka planında ciltler dolusu anlamlar vardır.
Kim bilir!
Ve bir gün Söylenmemiş cümlelerimi zulama koyup gideceğim bu şehirden
Varsın kaçtı desinler…
Susacağım!
Derin denizleri her rüzgâr dalgalandıramaz…
Mehmet Orhan Durdu
Kalici Baglanti Yorum (1) Yorum yaz! Etiketler : susmak, sükut
ZENCİ BİR ÇOCUĞUN ŞİİRİ
Dogdugumda Siyahtım.
Büyürken Siyahtım.
Güneşe Çıktıgımda Siyahtım.
Korkunca Siyahtım.
Hastayken Siyahtım..
Öldügümde Hala Siyahım...
Ve Sen Beyaz Çocuk...
Dogdugunda Pembesin.
Büyürken
Beyazsın.
Güneşe Çıktıgında Kırmızı.
Üşüdügünde Mor.
Korktugunda Sarı.
Hastayken Yeşil.
Öldügündede Gri'sin.
Sen şimdi bana renklimi diyorsun?
Kalici Baglanti Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : zenci
HİÇKİMSE / LER
Hiçkimse / ler
Ben hiç kimseyim peki ya sen,
Sen de hiç kimse misin ?
Öyleyese ikimizden bir çift eder
Sakın konuşma !
Bilirsin;
İkimizi de sürerler...
Birisi olmak ne kadar da sıkıcı zaten
Nasıl da sıradan
Bir kurbağa misali
Bütün gün, bataklığa söylemek ismini
Hayran hayran !
Emily Dickinson
Çeviren: Remzi Şanlı
Kalici Baglanti Yorum (2) Yorum yaz! Etiketler : emily, dickinson
e. e. cummings' ten
“bir gün bir zenci
eliyle bir yıldız tuttu
daha büyük değildi
anlaşılmamaktan.”
e.e.cummings
Kalici Baglanti Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : cummings
KALBİMİN DERİNLİKLERİNDEN
Kalbimin Derinlerinden
Kalbimin derinlerinden bir kuş uyandı
ve uçtu gökyüzüne doğru.
Yükseldikçe, daha ve daha,
büyümeye başladı daha da.
Önce bir kırlangıç gibiydi,
sonra tarla kuşu ve kartal,
sonra bir bahar bulutu misali genleşti
en sonunda tüm yıldızlı gökleri kapsadı.
Kalbimin derinlerinden bir kuş uyandı,
uçtukça büyüdü, çoğaldı,
oysa yüreğimi hiç terketmemişti.
Halil Cibran
Kalici Baglanti Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : kalp
SEN VE BEN
Sen Ve Ben
Dostum,
Sen ve ben
Hayata hep yaban kalacağız.
Birimiz diğerine
Ve her birimiz kendisine.
Senin konuşacağın
Ve benim seni dinleyeceğim güne değin.
Sesini sesim sanarak.
Ve karşında durduğum güne değin.
Bir aynanın karşısında duruyormuşcasına.
Halil Cibran
Kalici Baglanti Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : sen, ben
SEN VE BEN
Sen ve Ben
Ben
sen de benim kadar
çıkmaza girmeyesin diye girdim
çıkmaza.
Şimdi senin felaketini istemedikçe
kendimi felâketten kurtaramayacağımı
görüyorum.
Anladım ki benim felâketimi tatmamış olan benim
hangi felâkete uğradığımı bilemez. Benim
kurtuluşum ancak benim gibi, benim kadar
kurtuluşu özleyenin bana el vermesiyle mümkün.
Senin felâkete uğramanı istemem. Çünkü seni
öldürürsem (seni kendi duygu ve düşüncelerim
içinde eritip, kendime benzetirsem) bana yardım
edemezsin. Sen ölmezsen (benim alter ego’m
olmazsan), benim ölümümün sona ermesi
gerektiğini anlayamaz, bana yardım için bir şey
yapamazsın.
Seni öldürürsem kendi kurtuluş yolumdaki ışığı
söndürmüş olurum.
Seni öldürmezsem kendi kurtuluşuma
açılan yolu tamamen tıkamış olurum.
İsmet ÖZEL
(Tahrir Vazifeleri)
Kalici Baglanti Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : şiir
BİR GECEDE KAÇ KİŞİ BU ŞEHİRDE...
Bir Gecede Kaç Kişi Bu Şehirde...
Bir gecede ne kadar gözyaşı ırmak olup akar denize?..
Kaç ayrılık düğümlenir vuslata?..
"Bir gecede ne kadar kanı akar bu şehrin?!"
Kaç fırıncı ağlayan bir kadına karşılıksız ekmek verir?
Kaç kişi karanlığın çöpünü karıştırır bu şehirde?
Bir gecede kaç martı yolunu kaybeder?
Kaç çığlığın sesinin kısılmasına,
Sessizliğin gürültüsüne ve kalabalıktaki yalnızlığa şahittir bu şehir?..
Ve kaç elin sımsıkı biribirine sarıldığına,
Kaç umudun elektirik teline takıldığına,
Kaç çocuğun annesinin bağrına gömüldüğüne,
Kaç annenin hüzünden sütünün kesildiğine,
Kaç nutku tutulmuş sözün melodiye dönüştüğüne,
Uyanıkken kaç rüyanın görüldüğüne,
Kaç hülyanın piminin çekildiğine,
Kaç kişinin sağ elini kaybedip sol elini kullanmaya mecbur kaldığına,
susmuştur bu şehir?!.
Ve bu şehir kaç gece gözümden akmıştır ...
Kaç kişi sevdiğine harcadığı para için;
Bir cebimden diğer cebime koydum demiştir,
Ve kaç kişi onu seveni para için harcamıştır,
Bir gecede kaç demir leblebi çiğnenmiş,
Kaç kızıl elma çürümüştür bu çilekeş şehirde?..
Kaç kişi musallaya yaslanıp ölümün provasını yapar,
Kaç kişi aynada kendini seyreder ve
Gözlerine bakmaya cesaret eder,
işte bu gece bu şehirde...
Kaç kişi evine sığamaz da, gece matinasından geç vakit çıkar,
Kaç kişi akvaryumda yaşar,
Kaç kişi okyanusta kaybolur,
Ve kaç kişi kendi başına yüzmeyi, yaşamayı öğrenir,
Bu şehirde kaç kişi birini aldatmaktan bıkıp,
Bir gece/de nefsini atlatır,
Kaç kişi karşılıklı birbirinden habersiz platonik aşıktır,
Kaç bonkör kişi sevgi fukarasıdır,
Ve kaç fakir siyahi çocuğun nasırlı elleri aşk kokar,
Ne zaman uyur bu şehir?
Bir gecede kaç parantez açılır ve kaç parantez kapanır,
Kaç cümlenin sonu muallakta kalır,
Kaç balık kavağa çıkar,
Kaç kişi kendine zulmetmekten bıkar ve indiği bayıra tekrar tırmanır,
Kaç kişi sondan tekrar başa döner,
Bu şehirde kaç kişi beklenmedik bir anda kendini bulur,
Kaç kişi bir gecede masa başında başkalarının hayatını karartır,
Kaç ön yargı çürütür dostluk tohumlarını,
Kaç kişi kendine çiçek alır bir çingenden,
Ve kaç kişi bir türlü dönemediği köşeyi döner bir gecede...
Kaç can seslenmeden duyar,
Ve kaç can görmeden sever, karşılıksızca...
Bu gece kaç kişi vardır bu şehri bana bir şişeye koyup gönderecek,
Yada beni bir şişiye koyup bu şehre gönderecek!
Bir gecede kaç kişi bu şehirde...
Meryem Rabia Taşbilek
http://dilsizmutercim.blogcu.com/bir-gecede-kac-kisi-bu-sehirde_3247228.html
Kalici Baglanti Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : istanbul
İKBAL'DEN...
"Mutasavvıflardan Allah razı olsun onlar bize bir din getirdiler,
Kelamcılardan Allah razı olsun onlar bize bir din getirdiler,
Fakihlerden Allah razı olsun onlar da bize bir din getirdiler.
Sonra ortaya öyle bir din çıktı ki melekler de şaşırdı bu dine, Allah da şaşırdı."
Muhammed İkbal
Kalici Baglanti Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : din
ÇEK(ME) GÖZLERİNİ
Çek(me) Gözlerini
"Hayata düşülen notlardan"
Dağı parçalayan bir yük mü?
Çek gözlerini üstümden... Döndüğüm her yandan bir namlu çevrilmiş üzerime. Her yanda, her yangın yerinde gözlerin. Ve her an vuruluyorum en onulmaz yerimden... her an yüreğimden.
Sabahın ışıklarıyla biten kitap sayfalarında çizilen mutluluk tabloları silemiyor izini. Acının-direnişin adını sen koyuyorsun. Mağrur hınç dolu bakışlarla, gelip sessizliğimize imzanı atıyorsun.
Kapatıyorum, acının hiç bir çeşidinden bahsetmeyen tüm kitapları. Bizden çalınanlara değinmeyen, zalimin zulmünü örten tüm kitapları.
Çek gözlerini üstümden...
Gecenin bir vakti ikilere üçlere bölünüyor uykularım. Gözlerime kümelenen acıları devşirirken, rüyalarımı olmasan da olurdu diyorum. Bakamıyorum, her yanıma işliyor acın. elinde sımsıkı tuttuğun taş benden kopup sana gelmiş gibi,.. Geceler uzuyor, geceler şeb-i yelda oluyor. Her eyleminde bir kez daha ölüyor ama bir o kadar da diriliyorum. İnada inad bir sevda oluyorsun.
İlk nerede bulmuştu gözlerin beni? İlk ne gün diriltmiştin içimdeki "isyan" duygularını... Bir yazdı, günlerden pazar. Mutluydu dünyanın insancıkları ve SEN, ilkin bir kartpostaldan girdin nefes aldığım anlara. Buz gibi... Kaskatı... Bir yaz günüydü... Elinde zulme başkaldırdığın kıyamın vardı. Elinde düşmanını şaşkına çevirip, geri püskürten taş vardı... Ve sen öfkenin karalandığı resimden, HİÇBİR SÖZÜN kifayet edemediği anlamlı mesajı gönderiyordun.
Farklı bir mesaj, farklı bir anlam mı?
Sözün fiilleştiği anın farklılığı... Öğrenci evlerinde, okulda, normalden biraz demli içilen çay sohbetlerinde, seminerlerde, vakıflarda ve bilmem adı ne kadar farklı "yüreğimizi mekan kılamadığımız" yerlerde dile gelmeyen söz kadar farklı...
Gözlerine bakamadığım kadar cesur sorguluyorum hayatı. Ardına düşüyorum anlamlarını "farklılaşıyorum"... Görsene her gün "Gidilecek uzun bir yolumuz var" diye and içiyorum.
Çek gözlerini üstümden...
Hiç ummadığım bir anda karşıma çıkıyorsun. Ayet gibi devrim etkisi bırakıp gidiyorsun yüreğime. Nasıl meydan okuduğuna şahit oldum. Elindeki kitaptan bir şeyler haykırdın ceketlerine sığmayan et yığınlarına. Nasıl da aptallaştılar, nasılda ebabilin taşına isabet olmuşçasına debelendiler. Hepsi bedenine koşup, tuttuklarında zalime zulmünü haykırırken nasıl bakmışsan öyle bakıyordun. Gücünü elindeki kitaptan aldığın aşikardı. "Seni güzel kılan" kitaptan...
Cesaretle söyleyecek çok sözümüz var. Hangi ağıtı yakmıştın ela kilit vurmuşlardı diline. Yüreğimizdekinin gücü kilit tanımayan sözler söylemekte. Cesaretle söylenecek çok sözümüz var. Arlık delik deşik etmekten korkmuyorum hiçbir konuyu. Uzayıp giden anlamsız tartışmalarda, yumuşatılmış ifadelerden geçtim, gözlerinin netliğini koyuyorum ortaya. Her yandan üzerimize çevrilmiş namluları gösteriyorum.
Gözlerine hicret ettim. İlk defa korkmadan -hesabını verebilir halde- bakıyorum. Belki de en kazanımlısı faturayı ödemeye hazır halde. Düşünmenin, inanmanın, eylemin suç olduğu coğrafyalarda, sen elinde taçla çıkmışsın zalimlerin karşısına, kurşunlar, bombalar fatura kesilmiş yaşamına.
Ey mümin, dağı parçalayan bir yük mü dedin?
Hayır, omuzlarım. Ey mümin, isyan nüfuz etti kanıma, cesurum, bedeller Ödemeye hazırım. Ve ey tâğut, yüreğimle çıkıyorum karşına.. Bilgimi, imanımı, eylemimi kuşanmışım.
Sakın ayırma gözlerini üstümden...
Gülşen Demirkol Özer
Haksöz Haber
Kalici Baglanti Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : edebiyat
BİR TAŞ AT
Bir taş at.
Bir taş daha at.
Bir şiir ateşle.
Bir yumruk yükselt.
Sesini yükselt.
Bir çocuk yetiştir.
Duvara bir slogan yaz.
Sehitleri an.
Bir hayal kur.
Tarihine sahip çık.
Sokaklara sahip çık.
Bir slogan at.
Bir tohum ek.
Bir ateş yak.
Terle.
Bir yara sar.
Bir dosta sevgi göster.
Hakikati söyle.
Arkanı kolla.
Gökyüzüne bak.
Iz bırakma.
Aklını kullan.
Işçilerden öğren.
Bir yoldaşa oğret.
Bir hücreyi ziyaret et.
Bir savaş esiri kurtar.
Kendi kalbini çal.
Parolayı aklında tut.
Bir füzeyi çalışmaz hale getir.
Bir fıkra anlat.
Bir plan yap.
Bir umut ışığı ol.
Ismini değiştir.
Bir teoriyi test et.
Bir dogmaya meydan oku.
Korkunu kullan.
Bir damla gözyaşı akıt.
Hainlerle hesaplaş.
Ağırlığını hakkıyla taşı.
Sevmek için mücadele et.
Sevdiğini söyle.
Sınırı aş.
Sevdiğini bir daha söyle.
Malcolm X
Kalici Baglanti Yorum (1) Yorum yaz! Etiketler : edebiyat, şiir, malcolm x
SEVDALIMA MEKTUP
Suçlarını bilmeden öldürülenler için...
yirminci yüzyılın tam ortasında Azize
bir kez daha gösterdi kahpeliğini zulüm
bir kez daha
düşürdü toprağa
onurunu yeryüzünün
seher vakti ölenlerin kanları soğumuştur Azize
tüm duruşlarım ağrılıdır şimdi
şimdi gün karanlığa durmuştur
Bosnalı bir çocuğun gözleridir yüreğim
vurulmuştur
bir seher vakti sessizce yağdı üstlerine ölüm
manga manga geldiler
gözlerinde kan
ellerinde zulüm vardı
ama ürkekti ayak sesleri
çocuk çocuk düşürdüler
gövde gövde düşürdüler
seher vakti sessizce yağdı üstlerine ölüm
habersizdiler
kutlu bayramların arefesinde
suçlarını bilmeden öldürüldüler
bu ne yılandır Azize
beşikteki bebeği sokar
bu ne namert silahtır
habersiz sessiz gelir
gelir yüreği bulur
gelir sevdayı bulur
ben oturur ağlarım
öykümüz yetmez mi ağlamaya
Halepçe sabahı özlemez mi
bir zulmü anlatırken ağlarım
bir de yetimlikleri
elimi uzattığım her yerde
gülmeyi unutmuş çocuk sesleri
hüzünler büyür gözlerimde
bu yalnızlığı yazmaya kalem utanır
bu ezilmişliği yazmaya yürek utanır
utanmaz kalleşlikler
çağdır kimyasal silahları saklayan
çağdır namertliği alkışlayan
kin kundaklayan
çağdır yüzkarası
gönül karası
ama hesabı sorulacak
elleriyle dizlerini çürüten anaların
seher vakti sessizce akan kanların
bir de suçlarını bilmeden öldürülen o çocukların
hesabı sorulacak Azize
işte o zaman
yarım kalmış bir mevsim olmayacak yazgımız
başımız dik duracak bu yangınlara
gelsin artık kanımız için aç bırakılan silahlar
canımıza büyütülen silahlar
ölümden öte silah var mı Azize
var mı ölümden öte ölüm
ben şiirler beslerim yarınlara
demir prangalara söyletip isyanımı
yürürüm
ellerimi uzatırım sabaha
ben sabahın şarkısını söylerim Azize
çünkü bir sevdayı taşımaktır benim için hayat
bir umudu taşımaktır
kavgalı,pervasız,yiğit
böyle büyürüm
ben gündoğumlarında şafaklara yürürüm
başladığım şarkıyı düşürmemek için yere
zindanlara zincirli gençliklerin arkasında özgürüm
özgürlük ellerin özgürlüğü Azize
yüreğin özgürlüğü aklın özgürlüğü
ben sevdanın şarkısını söylerim
sabahın şarkısını
dünyaya selamla bakarım ben
eritir ellerim demir parmaklıkları
açar soluğumla kardelenler
sevdamız düşmez yere
unutmam payıma düşeni
sürgünleri
kardeşlerimi
dağılır yalnızlığım
susuzluğum azalır
bir mülteci yüreği olurum Baalbekte Yafa’da
kanadı kırılmış bir gençlik kalsada arkamda
soylu bir direnme adına çarparım
bir yanda Kitab
kavga bir yanda
benim ellerim taş tutar
demir tutar
isyan tutar benim ellerim
yaralarımın kanı kurumadan oturulan pazarlıklara buluşmaz
benim elim hayınlığa bulaşmaz
bilirim köleler özgürlük bağışlayamaz
ağlarsam bir türkü gibi ağlarım
bir yarın gibi konuşurum konuşacak olursam
tel örgüleri aşar o zaman sevdam
mayın tarlalarını
mülteci kamplarını
hudut kapılarını
dudaklarım kanar isyan şiirleriyle
bir şehidin yüreğiyle buluşur
kavgalar böyle büyür
umutlar böyle büyür
çocuklar böyle
böyle söylenir yalnızlık Ortadoğuda
böyle söylenir sevda
ağıtlarımızda tükenir birgün
vakit varken Azize
kalkıp yürümek gerek gecenin içine
aydınlık şarkılarla dudaklarımızda
uyandırmak büyümeye hazır tüm çocukları
tutmak kaldırmak gerek
yarınları kavgalara teslim ederek
büyümek gerek
gideceğiz Azize
varılacak yerlerine yolların
madem ki boynumuza borç bu kavga
madem ki yüreğimize asılı
bu çarpıntı, bu hüzün
gideceğiz Azize
güneşi görmeden ölürsek eğer
sabahı görmeden ölürsek
apak bir kuş konsun
sırtımızı yasladığımız yere
öylece beklesin doğuşunu güneşin
sabahı haber versin
o vakit geldiğinde Azize
saçlarımız güneşlere değdiğinde
çalışsın kimyasal reaktörler
ve daha bilmem neler
çalışsın
nasıl dökülürse dökülsün üstümüze ölüm
toprak bizi bir daha gömsün
ölümden öte silah var mı? Azize,
var mı ölümden öte ölüm.
Bülent Sönmez
Kalici Baglanti Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : şiir, edebiyat, mektup
ÇOCUKLAR
ÇOCUKLAR
Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Çünkü ruhları yarındadır,
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geri dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.
Halil Cibran
Kalici Baglanti Yorum (1) Yorum yaz! Etiketler : halil cibran, şiir, çocuk
EY KAVMİM
|
Ey Kavmim Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin. Dönüp de bakmazsın ölülerine. Lut kavminden de değilsin sen, hazdan olmayacak mahvin. Acıyla karıldı harcın ama acıya da yabancısın. Ağıtları sen yakarsın ama kendi kulakların duymaz kendi ağıdını, Bir koyun sürüsünden çalar gibi çalarlar insanlarını ve sen bir koyun sürüsü gibi bakarsın çalınanlarına. Tanrı'ya yakarır ama firavunlara taparsın. Musa Kızıldenizi açsa önünde, sen o denizden geçmezsin. Ey kavmim... Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin. Korkarsın kendinden olmayan herkesten. Ve sen kendinden bile korkarsın. Hazreti İbrahim olsan, sana gönderilen kurbanı sen pazarda satarsın. Hazreti İsa'yı gözünün önünde çarmıha gerseler, sen başka şeylere ağlarsın. Gündüzleri Maria Magdalena'yı 'fahişe' diye taşlar, geceleri koynuna girmeye çabalarsın. Zebur'u, Tevrat'ı, İncil'i, Kuran'ı bilirsin. Hazreti Davud için üzülür ama Golyat'ı tutarsın. Ey kavmim... Sen ki peygamberlerinin dediklerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin. Dönüp de bakmazsın ölülerine. Lut kavminden de değilsin hazdan olmayacak mahvin. Ama sen kendi acına da yabancısın. Kadınların siyah giyer, kederle solar tenleri ama onları görmezsin. Her kuytulukta bir çocuğun vurulur, aldırmazsın. Merhamet dilenir, şefkat dilenir, para dilenirsin. Ve nefret edersin dilencilerden. Utancı bilir ama utanmazsın. Tanrıya inanır ama firavunlara taparsın. Bütün seslerin arasında yalnızca kırbaç sesini dinlersin sen. Ey kavmim... Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin. Sana yapılmadıkça işkenceye karşı çıkmazsın. Senin bedenine dokunmadıkça hiçbir acıyı duymazsın. Örümcek olsan Hazreti Muhammed'in saklandığı mağaraya bir ağ örmezsin. Her koyun gibi kendi bacağından asılır, her koyun gibi tek başına melersin. Hazreti Hüseyin'in kellesini vurmaz ama vuranı alkışlarsın. Muaviye'ye kızar ama ayaklanmazsın. Hazreti Ömer'i bıçaklayan ele sen bıçak olursun. Ey kavmim... Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin. Ölülerine dönüp de bakmazsın. Lut kavminden de değilsin hazdan olmayacak mahvin. Ama arkana baktığın için taş kesileceksin. Ve sen kendine bile ağlamayacaksın. Komşun aç yatarken sen tok olmaktan haya etmezsin. Musa önünde Kızıldeniz'i açsa o denizden geçemezsin. Tanrıya inanır ama firavunlara taparsın. Ey kavmim... Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin. |
|
Halil Cibran |
Kalici Baglanti Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : şiir, halil cibran, din, insan, kavim, ihanet
GAMSIZ AMCALAR
bu şiiri naçizane , M……. ın önünde selpak sattığı için ,güvenlik görevlisi tarafından , bir süre soğutucu dolaba tıkılıp cezalandırılan ” o ” küçük kız çocuğuna ithaf ediyorum… (hasan öktem)
gamsız amcalar
uzandı , minicik bir eldi ,
dumanlı ve soğuk, yağmurlu bir günde
tuttuğu peçete değildi sanki
yüreğimin damarlarıydı elindeki
amca yüz bin , yüz bin diyordu
ayır benden gözlerini n’olur, biliyorum ,biliyorum…
olamadık sana ”yüz binler” , tek bir amca
oyuncak diye yahşi mallar tutturduk
unuttuk seni affet !
ısıtamadık ” o ” narin , soğuk ellerini
en koyu gözlüklerimi
süratle taksam bile
çağdaşını , Fatma ‘ mı, oyuncaklarının başından
niçin alıp getirir , gaddar beyin hücrelerim
neden gözlerini gözleriyle değiştirir aniden
bir cerrah bulun bana acilen
yok etsin, çabuk olsun, çektiğim acıyı
görmemek, kurtulmak
katılmak , karışmak istiyorum
imrendiğim(!) , olamayacağım
kesinlikle olmayacağım
o büyük(!), muhteşem(!) şişman amcalara…
22 nisan 2001
hasan öktem
Kalici Baglanti Yorum (2) Yorum yaz! Etiketler : şiir
ÜMMETİN ÇOCUKLARI
|
www.kurannesli.info sitesinden alınmıştır.
Ümmetin Çocukları
| ||
|
Ben daha yaşama Ey zalimler!
Yazan:MEM KAYNAK:Mizgîn Dergisi.1.ci sayı.Ağustos/2004 | ||
Kalici Baglanti Yorum (1) Yorum yaz! Etiketler : şiir
:: Sonraki »